Bir takvim yaprağı daha düşerken, içimizde sessizce büyüyen o tanıdık hasret yeniden beliriyor: Ramazan-ı Şerif yaklaşıyor. Sanki şehir aynı şehir değilmiş gibi… Sokaklar aynı, evler aynı, işler güçler aynı; ama kalbin içinde bir yer,“Bir misafir geliyor” diye usulca toparlanmaya başlıyor. Ramazan, yalnızca günlerin isim değiştirmesi değil; ruhun da mevsim değiştirmesi. Kıştan bahara geçer gibi, insanın içi de arınmaya, ferahlamaya, yeniden hatırlamaya dönüyor.

Ramazan’ın fazileti belki de en çok, “Bize unuttuğumuz şeyleri geri getirmesinde” gizli.

Unuttuğumuz sabrı… Unuttuğumuz şükrü… Unuttuğumuz merhameti… Gün boyu aç kalmak, sadece midemizi terbiye etmek değildir; gözümüzü, dilimizi, kalbimizi de eğitmektir.

 Açlık, insanı inceltir. İnsanı kendine getirir.

Daha dün “olmazsa olmaz” sandıklarımızın ne kadar da geçici olduğunu gösterir.

 Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun nasıl da büyük bir nimet olduğunu, iftar vakti yaklaşırken kalbimizin attığı heyecandan anlarız.

Ramazan’ın hikmeti, bizi yavaşlatmasında saklı.

 Hız çağında, acele kararların, tüketip geçmenin, duyup unutuşun içinde Ramazan dur der.

 “Biraz bekle” der. “Biraz dinle.” Ezanı beklerken sadece iftarı değil, aslında kendimizi bekleriz. Nefsimize “Dur” demeyi öğreniriz; en zor ama en değerli terbiyelerden biridir bu. Çünkü sabır, Ramazan’ın en sessiz ama en güçlü ibadetidir. Ve sabır sadece açlığa katlanmak değil; kırıcı olmamaya, incitmemeye, gönül yıkmamaya da katlanmaktır.

Ramazan, bize paylaşmayı yeniden öğretir. Paylaşmak denince akla çoğu zaman yalnızca sofrayı büyütmek gelir.

 

Oysa Ramazan’da paylaşmak; ekmeği bölmek kadar, yükü hafifletmektir de.

 Bir kap yemeği komşuya götürmek, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının duasını almak

… Bunlar, Ramazan’ın görünmeyen ama en bereketli akışlarıdır. Çünkü bereket, bazen tencerede değil; niyette çoğalır.

 Bazen az olan çok olur, çünkü içinde “başkası” vardır.

İftar sofralarında yan yana gelmenin bir dili vardır. Kalabalık sofralarda dahi insanın içi yalnızsa, Ramazan ona “Kardeşin var” der. Aynı ezana kulak veren, aynı duayı eden, aynı susuzluğu taşıyan milyonlarca insanla görünmez bir bağ kurar. İnsanın içindeki bencillik duvarları, her gün biraz daha incelir. En azından incelmesini umarız.

 Çünkü Ramazan, “Biz” olmayı hatırlatır. Sadece evin içinde değil; mahallenin, şehrin, ümmetin içinde…

Ve teravih… O yorgun adımlar, o omuz omuza duruş…

 Gün boyu dünyanın yükünü taşıyan insan, gece olunca Rabbine yükünü açar.

 Belki kelimeler yetmez; ama secde, insanın söyleyemediğini söyler. Ramazan geceleri bir başka parlar; çünkü insan, içini aydınlatmayı öğrenir.

Kalbin karanlık köşelerini birer birer süpürür gibi… Kırgınlıkları, kibri, gereksiz hırsları…

 Elbette hepsi bir gecede bitmez. Ama Ramazan, iyiye açılan kapıyı aralar. “Başlayabilirsin” der. “Yeniden.”

Ramazan’ın en büyük faziletlerinden biri de Kur’an ile kurduğu derin bağdır. Kur’an’ın indiği ay

… Demek ki bu ay, kelimelerin en güzelinin kalbe en yakıştığı ay. Bir sayfa okumak bile bazen insanın gününü değiştirir. 

Çünkü Kur’an, sadece okunmaz; insanı da okur. Hangi ayet bize dokunuyorsa, aslında orada bir yaraya merhem vardır. Ramazan, o merhemin ayıdır.

Ama belki de Ramazan’ın en duygusal tarafı, insanın kendini “eksik” hissettiği yerde bile umudu elinden almamasıdır.

“Bu sene daha iyi olacağım” diyen herkesin içinde bir pişmanlık kırıntısı vardır: Geçen sene yapamadıkları, erteledikleri, unuttukları…

 Ramazan işte tam bu noktada gelir ve insana şefkatle yaklaşır: “Kapı açık.” Bu ayın ikliminde, tövbe bile başka kokar

. Çünkü insan bilir: Affedilmek, insanın yeniden doğması gibidir.

Bir de sahur var… Herkesin uykuyla uyandığı, dünyanın sustuğu saatlerde kurulan küçük sofralar…

Sahur, Ramazan’ın en mahrem anıdır.Gösterişsizdir; ama çok samimidir.

Bir bardak su, bir parça ekmek… Ve içten bir dua: “Ya Rabbi, niyet ettim.” İşte o niyet, insanın bütün gününü taşıyan bir yük değil; bir kanat olur. Çünkü niyet, ibadetin kalbidir.

Ramazan bize şunu öğretir: İyilik, büyük işler yapmak zorunda değildir. Bazen bir gönül almak, bir özür dilemek, bir küslüğü bitirmek

… Bazen kimsenin görmediği bir sadaka, kimsenin bilmediği bir dua… Ramazan, “Görünmeyen iyiliklerin ayı”dır. Ve en çok da kendimizi düzeltmek için verilen bir fırsattır. Çünkü insan başkasını eleştirmeyi bırakıp kendi kalbine bakınca, asıl yolculuk başlar.

Ramazan-ı Şerif’i beklerken içimizde büyüyen o heyecan, aslında bir çağrıdır: “Daha temiz ol, daha yumuşak ol, daha merhametli ol.

” Bu çağrıya kulak verince, Ramazan sadece bir ay değil; insanın bütün yılına yayılan bir ışık olur.

 Bayram sabahı geldiğinde, sadece açlığın bitişine değil; kalpte başlayan yeni bir başlangıca seviniriz.

İşte bu yüzden Ramazan’ı sabırsızlıkla bekleriz.

 Çünkü Ramazan, bizi kendimize iade eder. Çünkü Ramazan, paylaşmanın, affetmenin, sabrın ve şükrün adıdır.

 Çünkü Ramazan, kalbin “yeniden” demeyi öğrendiği aydır.

Allah, Ramazan-ı Şerif’i hakkıyla karşılayabilen, hakkıyla yaşayabilen ve güzelliğini hayatına taşıyabilen kullarından eylesin.

 Sofralarımıza bereket, gönüllerimize genişlik, dilimize nezaket, kalbimize iman ferahlığı versin.

Bu ay, yalnızca aç kalmayı değil; paylaşmayı, anlamayı, dua etmeyi ve yeniden dirilmeyi nasip etsin. Amin.