Küllerinden Doğan Bir Millet

Anka kuşu misali yeniden küllerinden doğan bir milletiz.

Tarih boyunca kaç kez yıkıldık, kaç kez ayağa kalktık saymak zor.

 Bazen bir savaşla, bazen yoklukla, bazen de toprağın ansızın titreyen öfkesiyle sınandık. Ama her seferinde aynı yerden başladık: Umuttan.

Deprem…

Bir kelime, ama içinde binlerce hayat, yarım kalan hayaller, susturulamayan çığlıklar var. Bir gecede kararan şehirler, sabaha enkaz başında uyanan insanlar… Aynı gökyüzünün altında, aynı acıyı paylaştık.

Bir çocuğun elinden tutarken gözyaşını içine akıtan babalar, “Ben iyiyim” diyerek yıkılan evine son kez bakan anneler gördük.

Ve sonra ne oldu?

Yine omuz omuza verdik.

Bu milletin en büyük gücü, tam da burada saklı.

Acının bizi ayırmasına izin vermeyip, bizi birbirimize kenetlemesinde. Enkaz altından yalnızca bedenleri değil, dayanışmayı da çıkardık. Bir tas çorbayı paylaşırken, bir battaniyeyi uzatırken, “yalnız değilsin” demeyi unutmadık.

Deprem bize şunu bir kez daha hatırlattı:

Toprak ne kadar sert sallanırsa sallansın, insan kalbi doğru yerdeyse yıkılmaz.

Elbette ki derslerimiz var. Elbette ki ihmalin, unutmanın, ertelemenin bedelini ağır ödedik. Ama küllerinden doğmak, sadece ayağa kalkmak değildir; aynı hataları tekrarlamadan, daha sağlam adımlar atmaktır. Güvenli şehirler kurmak, bilimi rehber almak, “bana bir şey olmaz” demekten vazgeçmektir.

Bu topraklar çok acı gördü.

Ama aynı zamanda çok büyük bir vicdan, çok derin bir merhamet de taşıyor.

Bugün hâlâ yaralarımız taze olabilir. Kayıplarımızın boşluğu dolmaz, biliyoruz. Ama biliyoruz ki bu millet, yas tutarken bile umut eker. Ağlarken bile yarını inşa eder. Çünkü biz, her yıkımdan sonra yeniden doğmayı öğrenmiş bir milletiz.

Anka kuşu gibi…

Küllerimizden, ama bu kez daha bilinçli, daha güçlü ve daha birbirimize bağlı olarak.

Ve belki de en önemlisi:

Unutmadan.

Unutmadan ki bir daha aynı acılara uyanmayalım.

Unutmadan ki kaybettiklerimize borcumuz olsun.

Unutmadan ki yeniden doğuşumuz, kalıcı olsun.